Eski bir defter açılır. Yıllar önce yazılan cümleler tanıdıktır ama onları yazan kişi yabancı gibidir. Bazı inançlara gülünür, bazı yaralar hâlâ bedende hissedilir. “O kişi bendim” demek de “Artık o değilim” demek de tek başına yeterli gelmez.
Değişirken kendimiz olarak kalmayı nasıl başarırız?
Kimlik bir nesne değil, süreklilik duygusudur
Bedende, ilişkilerde ve değerlerde yıllar boyunca büyük değişimler olur. Yine de hayatımızı tek bir öznenin hikâyesi olarak deneyimleriz. Bu süreklilik yalnızca değişmeyen özelliklerden gelmez; anılarımızı ve dönüşümlerimizi anlamlı bir sıraya yerleştirme biçimimizden de doğar.
McAdams ve McLean’in (2013) tanımladığı anlatısal kimlik yaklaşımına göre insan geçmişini seçilmiş olaylar, dönüm noktaları ve temalar üzerinden hikâyeleştirir. Hikâye geçmişi aynen kopyalamaz; bugünkü bakışla düzenler. Bu nedenle “Ben kimim?” sorusunun cevabı hem yaşananlara hem onlara verdiğimiz anlama bağlıdır.
Theseus’un gemisi
Plutarkhos’un Theseus’un Hayatı’nda aktardığı soruda Theseus’un gemisinin tahtaları zamanla tek tek değiştirilirse gemi aynı gemi midir? Felsefenin bu klasik sorusu, kişisel kimlik için de geçerlidir. Hücrelerimiz, görüşlerimiz ve ilişkilerimiz değişirken bizi “aynı” yapan nedir?
Belki kimlik, değişmeyen bir malzemeden çok değişimi birbirine bağlayan örgüdür. Çocukluğumuzdaki benle aynı kararları vermeyiz; fakat onun deneyimleri bugünkü seçimlerimizin bağlamıdır. Eski benliğimizi reddetmek sürekliliği, ona mahkûm olmak ise değişim hakkını zedeler.
Geçmiş benliğe bugünün bilgisiyle hükmetmek
İnsan eski kararlarına bakıp “Bunu nasıl yapmışım?” diyebilir. Burada bugünkü kaynakları geçmişte de varmış gibi varsayma riski vardır. O zamanki yaş, bilgi, korku ve seçenekler farklıydı. Sorumluluk almak ile geçmiş benliği aşağılamak aynı şey değildir.
Daha adil bir soru şudur: “O zamanki ben neyi korumaya, neye ulaşmaya çalışıyordu?” Ardından “Bugünkü ben artık neyi farklı yapabilir?” gelebilir. Böylece geçmiş açıklama sağlar ama mazerete ya da cezaya dönüşmez.
Değişmek tutarsızlık değildir
Fikir değiştirmek, bir ilişkiden çıkmak veya eski bir hedefi bırakmak bazen “Kendime ihanet ediyorum” duygusu yaratır. Oysa yeni deneyimler karşısında hiç değişmemek de kendimize sadakat değildir. Sadakat, geçmişte verilmiş her kararı sürdürmekten çok değerlerimizle canlı bir ilişki kurmaktır.
Geçmişteki ve bugünkü ben ne bütünüyle aynıdır ne bütünüyle yabancı. Aralarında anı, beden, sonuç ve anlam bağları vardır. Kendimizi tek bir fotoğraf değil, bölümleri birbirini değiştiren bir anlatı olarak düşündüğümüzde hem sorumluluğa hem dönüşüme yer açılır.
Eski benlikle ilişki kurmak
Geçmişteki kendimize bir mektup yazmak, süreklilik ile değişimi aynı anda görmeye yardım edebilir. Mektupta üç nokta ele alınabilir: O kişinin bilmediği neyi bugün biliyorum? Ondan bana kalan hangi gücü taşıyorum? Artık sürdürmek istemediğim hangi yük var? Bu çalışma geçmişi idealize etmek ya da küçümsemek yerine ilişkilendirir.
Fotoğraflar ve dijital kayıtlar kimliğin donmuş kanıtları gibi görünebilir. Oysa tek bir kare, o dönemin iç çatışmalarını ve bağlamını taşımaz. “O zaman daha mutluydum” veya “O zaman tamamen kayıptım” hükümlerini, dönemin daha çeşitli örnekleriyle sınamak gerekir.
Gelecekteki ben de bu zincirin parçasıdır. Bugünkü küçük seçimlerin beş yıl sonraki kişiye ne bıraktığını düşünmek, kimliği geçmişe bağlı bir arşivden geleceğe uzanan sorumluluğa çevirir. Aynı kişi olmak, aynı kalmak değil; değişim boyunca birbirimizin sonuçlarını taşıyan benlikler olmaktır.
Zaman içindeki ben
- Eski benliğimden neyi şefkatle anlamam, neyin sorumluluğunu almam gerekiyor?
- Değiştiğimi gösteren hangi somut seçimler var?
- Gelecekteki ben bugünkü hangi küçük karar için bana teşekkür ederdi?
Kimlik bu sorulara verilen tek bir yanıt değil, zaman içinde kurulan bağdır. Süreklilik ile değişim birbirini dışlamaz; insan ikisini birlikte taşıyabilir.
Bilimsel Atıflar
- McAdams, D. P., & McLean, K. C. (2013). Narrative identity. Current Directions in Psychological Science, 22(3), 233–238. https://doi.org/10.1177/0963721413475622
- Plutarkhos. (1998). Greek lives (R. Waterfield, Çev.). Oxford University Press.
