Eski bir fotoğrafa birlikte bakıyorlar. Fotoğraftaki adam daha neşeli, kadın daha meraklı görünüyor. Biri yarı şaka yarı kırgınlıkla, “Sen eskiden böyle değildin,” diyor. Cümlenin altında yalnızca geçmişe özlem değil, daha zor bir soru var: “Yanlış kişiyi mi tanıdım, yoksa sevdiğim kişi zamanla ortadan mı kayboldu?”
Uzun bir ilişkide partnerin değişmesi çoğu zaman aldatılmışlık gibi yaşanabilir. Çünkü bağlanırken yalnızca bugünkü kişiye değil, onun gelecekte de belli ölçüde aynı kalacağı varsayımına güveniriz. Oysa yıllar içinde insanın bedeni, sorumlulukları, kayıpları, hayalleri ve kendini anlatma biçimi değişir. İlişkinin güçlüğü, değişimi engellemek değil; değişen kişiyle yeniden karşılaşabilmektir.
Tanıdığımız kişi gerçekten kaybolmuş olabilir mi?
Bazen değişim göz ardı edilemeyecek kadar gerçektir. Depresyon, madde kullanımı, ağır stres, hastalık, bakım yükü veya iş yaşamındaki dönüşümler insanın davranışlarını belirgin biçimde değiştirebilir. Kimi zaman partner, ilişkinin başında gizlediği veya kendisinin de henüz tanımadığı yönlerini daha sonra gösterir. “Sen değiştin” cümlesi bu durumlarda basit bir yanılsama değildir.
Fakat başka zamanlarda değişen yalnızca partner değildir. İlişkinin ilk döneminde dikkatimiz benzerliklere, umut veren ayrıntılara ve potansiyele yönelir. Yıllar sonra aynı davranışları farklı bir bağlamda yorumlarız. Başlangıçta “rahat” görünen kişi artık “sorumsuz”, “kararlı” görünen kişi ise “kontrolcü” hissedebilir. Davranış aynı kalsa bile ona verdiğimiz anlam değişebilir.
Bu nedenle daha doğru soru yalnızca “O ne zaman değişti?” değildir. “Onun hangi yönü değişti, benim ondan beklentim nasıl değişti ve aramızdaki koşullar bu farkı nasıl görünür kıldı?” soruları tabloyu genişletir.
İlişki iki kişiyi de biçimlendirir
İnsanlar ilişkilerin içinde yalnızca yaşlanmaz; birbirlerinin gelişimini de etkiler. Michelangelo olgusu üzerine yapılan çalışmalar, partnerlerin birbirlerinin olmak istedikleri kişiye yaklaşmalarını destekleyebildiğini gösteriyor. Buradaki benzetmede iyi bir partner, karşısındakini kendi istediği şekle sokan bir heykeltıraş değildir; onun kendi idealine doğru hareket edebileceği koşulları destekler.
Bunun tersi de mümkündür. Sürekli küçümsenen, girişimleri engellenen veya yalnızca belirli bir role sığdırılan kişi zamanla daha çekingen, öfkeli ya da kopuk hâle gelebilir. Bu durumda değişim yalnızca bireysel karakterin değil, yıllar içinde oluşan ilişki ikliminin de ürünüdür.
Yunan mitolojisindeki Proteus, yakalanmamak için sürekli biçim değiştiren bir deniz tanrısıdır. Onu tanımak isteyen kişi, biçimlerin değişmesine rağmen teması sürdürmek zorundadır. Bu anlatı uzun ilişkilere bir benzetme sunabilir: Partnerimizi bir kez tanıyıp sonsuza kadar aynı bilgiyle yaşayamayız. İnsan değişirken ona ilişkin bilgimizin de yenilenmesi gerekir.
Değişimi kabul etmek her şeye katlanmak değildir
“İnsanlar değişir” cümlesi bazen zarar verici davranışları normalleştirmek için kullanılır. Oysa değişimi görmek ile ona razı olmak aynı şey değildir. Şiddet, aşağılama, sürekli yalan, sorumluluklardan çekilme veya bağımlılık gibi durumlarda kişinin eski hâlini beklemek, bugünkü gerçeğin değerlendirilmesini geciktirebilir.
Birlikte kalmanın ölçüsü “Eskiden nasıl biriydi?” değil, “Bugünkü hâliyle bu ilişkide güven, karşılıklılık ve sorumluluk mümkün mü?” olmalıdır. Geçmiş, ilişkiye neden başlandığını açıklar; fakat ilişkinin bugün sürdürülüp sürdürülemeyeceğine tek başına karar veremez.
Yeniden tanışmak mümkün mü?
Uzun ilişkilerde insanlar çoğu zaman partnerleri hakkında soru sormayı bırakır. Ne düşündüğünü zaten bildiğini sanmak, merakı verimlilik adına ortadan kaldırır. Yeniden tanışmak büyük bir romantik jestten çok, güncel sorularla başlayabilir: “Son bir yılda sende ne değişti?”, “Şu sıralar kendini hangi rolün içinde sıkışmış hissediyorsun?”, “Ben hâlâ geçmişteki hangi hâline sesleniyorum?”
Bu sorular her değişimi onarmaz. Bazen iki insanın yönleri gerçekten ayrılmıştır. Fakat en azından tartışmayı “Sen artık o kişi değilsin” hükmünden çıkarıp “Şimdi kimsin ve bu yeni hâllerimizle birbirimize ulaşabiliyor muyuz?” sorusuna taşır.
Eski fotoğraftaki kişi bütünüyle kaybolmamış olabilir; bugünkü yüklerin, seçimlerin ve kırgınlıkların altında başka bir biçim almıştır. Uzun ilişkide sadakat yalnızca geçmişte verilen söze değil, partnerin bugünkü gerçekliğini yeniden görmeye de ihtiyaç duyar.
Bilimsel Atıflar
- Bühler, J. L., Finkenauer, C., & Grob, A. (2020). A dyadic personality perspective on the Michelangelo phenomenon: How personality traits relate to people’s ideal selves and their personal growth in romantic relationships. Journal of Research in Personality, 86, 103943. https://doi.org/10.1016/j.jrp.2020.103943
- Drigotas, S. M., Rusbult, C. E., Wieselquist, J., & Whitton, S. W. (1999). Close partner as sculptor of the ideal self: Behavioral affirmation and the Michelangelo phenomenon. Journal of Personality and Social Psychology, 77(2), 293–323. https://doi.org/10.1037/0022-3514.77.2.293
- Karney, B. R., & Bradbury, T. N. (1995). The longitudinal course of marital quality and stability: A review of theory, method, and research. Psychological Bulletin, 118(1), 3–34. https://doi.org/10.1037/0033-2909.118.1.3
